
Photo: Her İlişkinin Parmak İzi Farklıdır!

Photo: Eleştirinin Piyasa Değeri
Sizi eleştirecek birisi yoksa, para verip kendinizi eleştireck birini bulun” (A. E. Fidan)
Yazıma yine kendi düsturum olan vecizemle başlıyorum.
Modern dünyada insanın en büyük trajedisi, etrafının “evet efendimcilerle” (yes-men)))) sarılmasıdır. Özellikle kariyer ve güç yükseldikçe, gücün zehirleme oranı yükselmeye başlar. Bundan izola olmak için, kişisel gelişim ve öz motivasyon teknikleri derslerim bağlamında bazı diyeceklerim var elbet.
Yönetim basamaklarını tırmandıkça veya sosyal statüde “kanaat önderi” haline geldikçe, kişi aynadaki aksinden başka kendisine kusurlarını söyleyecek kimse bulamamaya başlar. İnsanoğlu güce karşı kutsama eğilimindedir çünkü. İşte bu noktada benim hayat felsefem devreye giriyor: “Kendinizi eleştirecek birisi yoksa, para verip eleştirecek birini bulun.” Devamını Okuyun
Etiketler: eleştiri
Rubidyum ETİsinin MOLOJİk Serüveni

Photo: Ribidium & Etymology
Etiketler: bilim teknoloji

Photo: Metaverse & Chip

Resim: Demogra-fik-fik
X; Haydi hemen,
Y, Acaba,
Z, “HAYATTA OLMAZ!
“Kardeşlerimmmm!!!
En az üç çocuk!” diyeliden beri 30 yıl geçti. X kuşağı, kulağına megafonla dayatılan bu sesi dinledi ve cümbür cemaat en az üç çocuk peydahladı.
Sıra Y kuşağına geldiğinde, sözün tılsımı gittiği gibi, sözü söyleyenin de tılsımı gittiği için, “acaba” demeye başladılar.
Z kuşağına geldiğinde, ekonomi dibe doğru inişteyken, teknoloji ve bireyselleşme çıkıştayken, “çocuk” ve “sosyal güvence” birbirinden jet hızıyla uzaklaşırken, z kuşağı bu sese kulak verdi:
“Hayatta olmaz, sakın haaaa.
Evet sevgili okurlarım;
Z kuşağının neden çocuk peydahlamaması ile ilgili SOSYAL, KÜLTÜREL, EKONOMİK, TEKNOLOJİK, FİZİKSEL, BİYOLOJİK ve PSİKOLOJİK açıdan Devamını Okuyun
Etiketler: demografi, Ekonomi

Resim: Kamusal İtibar ve Kent Vizyonu
Kamusal İtibar ve Kent Vizyonu
Kentler, ülkelerin uygarlık elçileri ve tercümanları olmuştur insanlığın toplu yaşama geçmelerinden bu yana. Devletler kentsel kamusal alanları ve mekânları kamusal ihtiyaçların giderilmesi için inşa etse de bu alan ve mekânlar çoğu zaman bir uygarlığın gelecek nesillere ve uygarlıklara taşıyıcısı olarak da görülmüştür. Bu yapıların özellikle taştan inşa edilmesi uygarlıklar arası kültürel geçişimi daha belirgin hale getirmiştir.
Çoğu zaman da dünya üzerinde farklı devletleri yöneten erkler, kamusal itibarın ve ihtişamın, hatta tiranlaşmış erkin gücünün empoze edilebileceği mekânlar olarak görmüşlerdir. Bu bağlamda, ‘devlet’ otoritesi, insanların sulh ve sükûn içinde yaşamaları için var olan bir araç olmaktan çıkıp amaç haline gelmiştir. Türk-İslam kültürü de “ulü’l emre itaat” ve “devlet ebed müddet” algı ve inançlarıyla, devasa saraylar ve tapınaklar yaptırmış ve gücü bu mekânlarla adeta kutsallaştırılmaya çalışmıştır. Devamını Okuyun